31 Ekim 2013 Perşembe

Celine Marka Tuvalet Terliği

Saçma şeylerin moda olmasına alışkınım.
Sadece moda diye giyilen kıyafetler ve takılan aksesuarlar bazen beni hayretler içerisinde bırakıyor. 

Bu sabah da "insan gerçekten hayret ediyor"da level atladım.
Tüm markalardan "tuvalet terliği" modası beklerdim de Celine'den beklemezdim.
Beni hayalkırıklığına uğrattın Celine...



 






Yoksa Siz Hala İsimleştiremediklerimizden Misiniz?

Coca Cola'nın üzerinde isim yazan kolaları markanın tüketicileri için hayata geçirdiği harika bir proje. Yurt dışında çoktandır olan bu logo kişiselleştirme projesi Muhtar Kent'e rağmen malesef bize yeni ulaştı.
Muhtarcığım zaten biz ülkece artık Didiciyiz! Yakında musluktan su niyetine akacak Didi, biz de içeceğiz.

Coca Cola'nın "Share happiness" sloganıyla ülkemizde de hayata geçirilen bu kampanyası isim aramaktan helak olduğumuzdan çoğumuz için bu kaygı ve üzüntüye dönüştü. Adım neden yok!? Benim neyim eksik?! gibi söylemlerde bulunur olduk.  Adımızı bulacağız diye market market dolaştık ama mutlu sona erişemedik :( Markete girince de soluğu içecek bölümünde aldık, belki bir umut buluruz dedik...
Hani "share happiness"tı Coca Cola! Ben ise arkadaşlarımı arayıp ya n'olur adımı bulun diye yalvarıyorum. Yoktan yere dert sahibi oldum!
Bizim bakkala gidip "Kemal Amca sizde xxx isimli Cola var mı?" diye sorsam beni Max çubuğu ile kovalar :)


Marketçi amcalar tam Coca Cola'nın bu "kişiselleştirme" atraksiyonu bitsin de rahata erelim diye düşünüyorlarken şimdi de Nutella'dan isim yazma olayına el attı.
Benim için her zaman soğuk bir iletişim stratejisi izleyen Nutella'nın neden böyle bir iletişim seçtiğini anlamadım. Premium algısını kırıp bakın biz de sizdeniz, sizin fındıklarınız mesajımı vermek istiyor sanırım.





Reklamı izleyelim:

Nutella Türkiye:  http://www.youtube.com/watch?v=zGgn2xTydck

25 Ekim 2013 Cuma

Tandır Boys

Biz başarılı her işi ayakta alkışlamayı da biliriz!

Domino's Pizza'nın yeni pizzası Konyalım için hazırlanan viral video BatesMotelPro'nun bence en iyi işi.

İzlemeyen kalmasın:




24 Ekim 2013 Perşembe

"Tosun Paşa" Prens George'un Vaftizi

Kate Middleton güzel kadın, hoş kadın. İnternet sitelerinin de yıldızı: "Kate Middleton Bursa inciri yiyor!", "Kate Middleton doğum sonrası nasıl bu kada kilo verdi?!" haberleri günaşırı karşılaştığımız haberler.

Dün de biricik, minicik, prens oğlunun vaftiz töreni vardı. Prens George maşallah tam bir Tosun Paşa, pek tatlı :)  George'un giydiği tuvalet Kraliçe Victoria'nın en büyük kızının giydiği tuvaletin replikasıymış. Yahu çocuğa niye replika tuvalet giydiriyorsunuz ayol?!


Annesi de oğlundan geri kalmamış. Alexander Mc Queen imzalı harika bir elbise giymiş. Sade şıklığın asilliğe yansıması adlı çalışmamızla Kateciğim karşımızda!


Şapkası da Jane Corbett imzası taşıyor. Ben şahsen baştan aşağı bayıldım kendisine... 
Vaftiz Töreni'ne toplam 22 kişi katılmış. Tabii ki biricik kraliçemiz de yerini almış.


Tosun Paşa'nın düğününü de görürüz inşallah!



23 Ekim 2013 Çarşamba

"Testere Necmi" Olma

Hayatım boyunca rahat bir insan olamadım. Fazla sorumluluk sahibi, yaşananlara kayıtsız kalamayan, haksızın yanında olan, "gergin olmaya meyilli" bir kişilik oldum.

Otobüste yanımda oturan kadın "cak cak" sakız çiğniyorsa, bir başkası "yüksek sesle" durmadan telefonda konuşuyorsa bunlar bile beni germek için gayet yeterli sebepler.

Ve beni ifrit ettiren en büyük kabuslarımdan biri: ortak alanlarda kullanılan el kurulama kağıt otomatlarından zevk olsun diye gereğinden fazla kağıt havlu kopartılması. Kopartmak derken aslında doğru fiili kullan(a)madım -kopartmaya çalışırken aleti yerinden sökme girişimi- demeliydim. 

Milletçe yaşadığımız "aç gözlülük sendromu"nun kanayan yaralarından biri olan bu bedavacılık bence kendini en çok bu alanda gösteriyor.

"Ellerimi tek bir kağıt havlu ile kurutabilirim ama olmaz işletmeyi zarara sokmalıyım, ağaçlar çok da fifi" diyenler lütfen şu videoyu izleyiniz:

video


İzlediniz ve pek etkilenmediniz değil mi? Evet pek olmamış. Video çok başarısız, fikir süper ama kullanış şekli bizımla değıl. 

11 Ekim 2013 Cuma

3 Boyutlu Film Ayağınıza Geldi

Marka sadakati yaratabilmek her markanın hayalidir. Marka ile duygusal bağ kurmak, markayı sahiplendirip marka elçisi yaratmak için çabalar dururlar. Çoğumuz çocukluktan gelen davranışlarımızı büyüyünce de devam ettirmek eğilimindeyizdir. Ya da kendi adıma konuşuyorum: şahsen ben öyleyim :)

 KLM Havayolları Disney ile olan ortaklığını tanıtmak ya da duyurmak için harika bir projeye imza atmış.  Ben o şanslı veletlerin yerinde olsaydım 40 gün 40 gece o günü anlatırdım herkese...



Eminim ki o 300 çocuk yaşadıkları harika günün şerefine yaşamları boyunca KLM'ye hep sempati duyacaklar. Uçmak için bir seçim yapmaları gerekirse KLM'yi tercih edecekler. Miniklere yapılmış kocaman bir yatırım aslında bu.

Küçükler için yapılan işler meyvesini ilerde (çocuklar büyüyünce) verecek de yine de yatırım yapan markalar, marka gibi markalardır. Eyyy "şimdilik böyle bir proje için bütçemiz yok" diyen markalar! duydunuz mu, gördünüz mü?


10 Ekim 2013 Perşembe

Nur Topu Kelimemiz: "Phubbing"

Dijital çağa ayak uydurmakla başlayan cümlelerden siz de sıkıldınız mı?
Ben çok sıkıldım.
"Şimdi herkesin elinde telefon ayol, kimse yanındakiyle sohbet etmiyor herkes ekrana bakıyor" gibi geyiklere de girmeyeceğim.

Benim derdim beş, on yıl sonra hızla yayılacak olan boyun, kol, el ve parmak rahatsızlıkları...
Bu durumdan kendi adıma en muzdarip olan yerim: sağ elimin işaret parmağı... Biricik parmakçığım ilerde belki de işlevsiz kalacak. Şimdiden his kaybı yaşamakta, onun için çok üzgünüm... Diğer 9 parmağımın toplam yükü sanki sadece onun omuzlarında (sağ elimin işaret parmağı şu an bana Küçük Emrah bakışı attığı için orta parmağımla tuşlara basmaktayım :/ )

Dilimize persenk (pelesenk değil lütfen yanlış kullanmayalım) olmuş İngilizce kelimelere bir yenisini daha ekledik: "phubbing". Phubbing nedir efendim diye sorarsanız dijital çağımızın kanayan yarasına eleştirisel bakışımızı anlatan son model kelime diyebiliriz. Tureng de bile Türkçe karşılığı var bizzat girdim, baktım, gördüm.

Phubbing: birinin yanındaki yerine cep telefonuyla ilgilenmesi


"Offf bırak artık telefonu benimle ilgilen"e artık son! Devir "Phubbingi bırak hayatım hadi keyfimize bakalım!" devri!

Phubbingi hayatımıza kimler, nasıl sokmuş merak ediyorsanız izleyebilirsiniz ayrıca http://stopphubbing.com/ da da çok ilginç istatistikler var ona da göz atabilirsiniz :)


9 Ekim 2013 Çarşamba

1 Doz Başarılı Reklamla Güne Başlayalım

Eti Cangaaaaaaaaaa Cangaaa Cangaaaaaaa :)

Canga'nın reklamlarını sevmeyenimiz yoktur sanırım. Özellikle pandalara karşı fazlaca sevgi besleyen ben gorilleri görünce de pek mutlu oluyorum. Canga'nın işi pek şahane, yaratıcı fikir Rafineri'ninmiş. Ellerine sağlık diyelim ve izleyelim.


Yeni reklam filminde de harika bir buluşmayı anlatıyor :) Sonunda birbirlerine sarılma sahneleri yok mu pek şekerler :)

 

8 Ekim 2013 Salı

Gözler Muazzez Abacı'yı Arıyor

Nescafe 3'ü 1 arada reklamlarına kılım. Evet kılım. Bence bir türlü tutturamıyorlar. Hedef kitle bu kadar barizken bu kadar kötü reklamların çekiliyor olması bence çok garip.

Snickers'ın "Açken Sen Sen Değilsin" sloganıyla gönüllerimize taht kuran "Tüylü Bamya"sından sonra bu reklam bana çok çiğ geldi. Sloganı da "Kendime Geldim"... Evet Nescafe lütfen silkin ve artık kendine gel.



Siz de izleyiniz efendim:

 

Efsane VW Kombi de Veda Etti

"Büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna verilecek cevaplarım hep oldu benim. Meslekler uçuştu kafamda; bir gün mimar olcam, bir gün doktor, bir gün de ressam olcam dedim. Bunlardan hiçbiri ol(a)madım. Şimdi de ne olduğum konusunda bir bilgim yok aslında, yaşayıp gidiyoruz işte.

Kendime dair emin olduğum tek bir şey var: ilerde mutlaka mutlaka "bakkal" olacağım. Mahallede büyümüş, sokaklarda gece yarılarına kadar zaman geçirmiş son neslin üyesi biri olarak bunu çok istiyorum. Sabahları kapı önünde kasap amca ile "tavla atma" hayalindeyim. Sonra çaycıdan iki oralet söyleyip, bakkala bir şeyler almaya gelen teyzelerle sohbet etmek...

Yaşlandıkça geçmişe özlem büyüyor içimde. Ne kadar daha büyüyecek ve sonu ne olacak merak içindeyim. Her şey ve herkes çok hızlı değişiyor. Şu "çağa ayak uydurmak" dedikleri şey ne fena bir illetmiş.

Eskiden sarı Volkswagen minibüsünde efsane dürümler satan bir amca vardı Suadiye sahilde. Dün aklıma düştü, yokluğunu belki de yeni fark ettim, çok ayıp ettim. Yokluğunu anlamam çok uzun sürse de o amcanın minibüsü de hep hayallerimdeydi... Amerikan ergen filmlerinde de bolca yer almış olan bu minibüsün hepimiz için bir anlamı var-dı işte...

"Little Miss Sunshine" filminin etkisi ile zaten Volkswagen'in sarı minibüsüne fena halde aşıktım, bu sabah öğrendim ki o minibüsün adı Kombi imiş ve 56 yıldır üretilen bu minibüsün üretimi durdurulmuş. Yani artık ondan olmayacak. Son bir seri üretilip vedalaşacakmış. İşte bu tam bir "Veda Kombisi"...


Bazı markalarla gönülden bağ kurarsın. Evet belki hayatım boyunca Kombi'm olmayacakı ama trafikte-yolda-her nerde olursa olsun onu gördüğümde parmağımla onu gösterip kocaman "sırıtacaktım".

 
Brezilya'nın ünlü reklam ajansı da verdiği ilanla Kombi'nin piyasadan çekildiğini duyurmuş. Zengin kız fakir oğlan filmlerinde olduğu gibi imkansız bir aşktı bizimkisi... Hoşça kal Kombi.


 

Telekinetic Savaşları

Viralleri seviyorum. Özellikle insanları gerim gerim gerenleri...
Tabii ki bana yapılsa neler yapardım bilmiyorum ama video olarak izlemek çok eğlenceli.

Sony de Stephen King romanından uyarlama olan Carrie filminin tanıtımı için fantastik bir viral hazırlamış.
Benim merak ettiğim bu deneyimi yaşayan insanların kaçarken bunun bir şaka olduğunu nasıl açıkladılar. Ben olsan bir tane kesin çakardım!


İzleyelim, keyiflenelim :)

4 Ekim 2013 Cuma

Döndüm...

Çok zaman geçmiş.
Aylar olmuş yazmamışım.
Aslında çok yazdım ama başka yerlere "isimsiz" olarak.
İşin yazmak olunca keyfi de olmuyormuş, cümleler korkak korkak dökülüyor parmaklardan ekrana...
Burası öyle değil ama ben ben olabiliyorum. Çünkü burası "benim"...

 
Kış da geldi, hoş geldin hırka-kazak-bere üçlemesi ve selpak...