31 Ağustos 2012 Cuma

Doktor, Christian Louboutin'e Bir Çare



                                                     


 Christian Louboutin'in bazı tasarımlarını görünce şaşırıyorum ve adam bizimle dalga geçiyor diyorum. Düşünsenize ne tasarlarsanız tasarlayın milyonlar merakla bekliyor ve sahip olmak için ''çabalıyor''.
Şu hap şeklinde dizayn ettiği çanta, Piluli Bag de bunlardan biri. Yarabbim o ne çirkin bir şeydir.



Jil Sander'ın Kağıt Çantası

Bazısı seçilmiştir. Belki de dahidir.

Ne söylese-yapsa-tasarlasa satar.

İşte Jil Sander'ın kağıt çantaları da böyle...

290 Dolar'a satılan bu kese kağıtı çantanın maliyeti konusunda kafamı yormak dahi istemiyorum.

 

17 Temmuz 2012 Salı

Sıvı Soy Ağacım

    Dönemsel her şeyi sorgulama ritüelim başladı. Afakanlarla aram oldukça iyi. Aynı yerde uzun süre duramama, insanlarla uzun süre iletişim kurunca bunalma, daralma gibi yan etkilerinin olduğu bu dönemlerde kurtarıcılarım: bol kahve ve film. 


Eskiden tam bir çay insanıyken nasıl bu hallere geldim hala sorguluyorum. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi yakınışlarımdan, uzun süren bir araba yolcuğunda otobanda Starbucks'ı görünce yaşadığım mutluluk arasındaki dönüşsel süreç taş çatlasa dört ya da beş yıl... (dönüşsel süreç diye bir kavram ortaya attım bu arada)


                                                     .



   Mayni'nin Sıvı Soy Ağacı'nı açıklıyorum:


    Sütle doğdum, sonra su ile tanıştım. Daha sonraları meyve suyuna geçmiş olmalıyım zira meyve sularının bu kadar zararlı olduğunu kavramamız oldukça yeni... 
Sonra hoş geldin çay!
Mahallede büyümüş her çocuk için çay çok önemlidir.


Alt ya da üst komşu balkondan seslenir: "Çay koydum, hadi gelin." İngilizler'in beş çayı kavramı bizde her saat olabilecek bir eylemdir. Anneler sohbet eder, çocuklar çaya pötibör bisküvi banar.


Çayı mug'da içmek hakarettir, açıkcası ben de sevmem. Ne Ajda bardağı ne de kulplu bardak, varsa yoksa "kahveci bardağı". Burada kahveci bardağı derken, kahvehane bardağında içilen çaydan bahsediyorum.




                                     


    Zamanı gelince Türk kahvesi ile tanıştım (izin çıktı, meğersem kararmıyormuşuz!). Telve yeme konusunda zaten uzmandım, annemin içtiği kahvenin dibini direkt parmaklardım. 


Normal içici olabilmem için ergenlik sonrasını bekledim. Türk kahvesi içmeye layık bir birey olduğum, evde kahve yapılırken "ben de istiyorum!" demeden bana da yapılmış olduğu zamanın gelmesini bekledim.
Geldi...


Sonraları da Nescafe ve Jacobs ile tanıştığım sınav, final zamanları hayatıma merhaba! dedi... Bir de kısa süreli ülkeyi Tang çılgınlığı sardı, ilk kez meyve suyu içiyor gibiydik oysa bizler Lezzo insanlarıydık, ne çabuk unutmuştuk?


Üniversiteye yeni başladığım zamanlar Starbucks Türkiye pazarına girdi. (Daha önce ilk Starbucks'a gidiş maceramı yazdığım için burayı es geçiyorum.)


                                                   Coffee

Şimdilerde hayatımızın "sohbet anları" Starbuckslar'da, Nerolar'da geçiyor... Duvarların dili olsa da konuşsa demediğim lokasyonlar buralar. Tam bir kaos; amma dedikodu, gözyaşı, sitem, mutluluk biriktirmiştir o duvarlar... Kaçıııııınnnnnnn.


Öyle yazmak istedim sadece. Alkolsüz festival olur da alkolsüz sıvı soy ağacı olmaz mı? Allah'ımmm nasıl bir aktivistim değil mi? Mesajımı alttan alttan verdim, şimdi de gittim.



14 Temmuz 2012 Cumartesi

Koşa Koşa KOS'a Gittim

   

Herkesin Bodrum'u başkadır. Kimisi için en güzel koy Türkbükü'dür kimisi içinse Yalıkavak... 

    Benim Bodrum'um Gündoğan'dır. Bakir yapısını korumaya çalışan, betonlaşmaya direnen, köy hayatından izler taşıyan en güzel koyudur Bodrum'un. Her sabah güneşin doğuşuyla uyanılır, yürüyüş yapılır, "Günaydınlaşılır", İkizler Pastanesi'nden ekmek (ben bir de ponçik alırım), Çıngıloğlu'ndan otlu börek alınıp kahvaaltı için eve dönülür. Gündoğan'ın en meşhuru Terzi Mustafa'dır. Terzi Mustafa Bodrum'un lezzetiyle nam salmış sayılı balık restorantından biridir. Her akşam en az iki, üç ünlü ismi burada görmek mümkündür. 


    Denize girmek için Küçükbük tercih edilir, tertemiz denizi ve yerleşik halkıyla minik bir mahalle hayatı hakimdir. 




Daha fazla paylaşmak istemiyorum, meşhur olmasın benim ''yerlerim''...




Yıllardır ertelemekten harap ve bitap düştüğüm bir günlük(cük) Kos macerama sonunda imza attım. Çok yer gördüm mü? Evet ama tamamen gezemedim, bu da demek oluyor ki kapı açık yine gitmem, eksikleri tamamlamam gerek...










14 Haziran 2012 Perşembe

Alper Canıgüz

    Küçükken fazla kitap okumazdım. Evet ebeveynimin hakkını yememeliyim tüm dünya klasikleri evde mevcuttu fakat o korkunç çirkin kitap kapakları beni onlardan soğutmuştu bir kere. 
Özellikle Jules Verne'nin 'Denizler Altından Yirmi Bin Fersah' isimli kitabın kapağını 'bir çocuk kitabının kapağı' olarak kim dizayn ettiyse (dizayn etmek o zamanlar var mıydı diyeceğim de yaşlandığım ortaya çıksın istemiyorum) okumadan geçirdiğim boş yıllarımın hesabını ahirette ondan soracağım. 


    Yıllar geçti, ergenlik geldi çattı. Gülten Dayıoğlu'ydu, İpek Ongun'du derken büyüdüm. Artık okuyordum, ne okuduğunun önemi yok oku dediler okudum. Sonra ablam beni Kafka, Boris Vian, Bukowski ile tanıştırdı... Anladım ki 'okumak' var bir de başka bir 'okumak' daha var. 


Kafam karışıktı, iki-üç günde rahatlıkla okunan kız kitaplarından sonra bunlar bana çok gelmişti. Hala şüpheci yaklaşımım devam ediyordu. Acaba doğru yolda mıydım?
Sabahları kahvaltıda kruvasan ve filtre kahve istemem normal miydi? 


    Lisede sınıfça kitap okuduğumuz 'Okuma Dersi'miz vardı. Selim İleri'nin şimdi adını hatırlamadığım bir kitabını sınıfça edinmiştik ve hocamızın belirlediği biri okumaya başlıyordu, takip etmeye mecburdun çünkü bir anda kadın ''DUR!' Hakkı sen devam et' diye inliyordu. Kitap okumanın eziyete dönüştüğü bir zaman dilimiydi. Şimdilerde hala Selim İleri kitabı görünce midem bulanıyor. Yanlış eğitim sistemi beyler!


Sonrası ÖSS zamanları işte... Havuz doldurduk boşalttık- Ali kahrolası Ayşe'den 5 yaş büyüktü ve bir türlü onun yaşına gelemiyordu... Okumam sütten kesildi.


    Şimdilerde kitapçıda zaman geçirmek çok keyifli! Bir de biraz daha ucuz olsalar her şey daha harika olacak gibi.


Hala okumaya değecek kitap var mı triplerinde olanlar için Alper Canıgüz derim ve susarım.


                           

Mutlaka okunmalı...


Hayatım boyunca hemen bitmesin diye minik minik okuduğum tek yazar. Ve sanırım hayatım boyunca da tek yazar olarak kalacak.


                                          

Hadi ağabey yeni kitap gelsin artık...

11 Haziran 2012 Pazartesi

Metaforik Cümleler Kuruyorum

    Sıcaklar bastırdı, sanırım iyice yaşlandım huysuz nineler gibi sürekli söyleniyorum. Yağmurlu günleri özlüyorum, sahilde ıslana ıslana kimsecikler yokken yürümeği, tek başıma olmayı...

Çevremde değişik şeyler oluyor, ben ise astronot kıyafeti içinde (burada sıcak olayına vurgu yapıyorum) uzay boşluğunda gibiyim.

    Yedi aydır bilfiil takıldığım cafe şu an açılış yapıyor; miniklere balon dağıtılıyor, kiraladıkları kemancı bey de sanatını icra ediyor. Sürekli futbol muhabbeti yaptığım barista çocuk da bir garip, yüzünde anlamsız bir gülümseme mevcut (kemanın etkisi mi acep), sayısalın çekilmesine de daha saatler var oysa... 

Kara kış zamanları, yağmurlar yağıyor seller akıyorken, Arap kızı Mikail ile işi pişirirken (twitter'da yapmıştım bu espiriyi, kendimi tekrarladım işte) bile hep sokaklardaydım. Geleceğe dair kendimle alakalı emin olduğum tek şey takıldığım muhitte muhtar adayı olur isem rakipsiz olacağım. En azından hayata dair tutunacak bir dalım var diye sevinmeli miyim acaba? Sevindim gitti.

Şu sıralar okuduğum kitapta keşke ben kurmuş olsaydım dediğim harika bir cümle var. 

Yazar burada yeni aldığı bileklikleri gösterebilme çabası güdüyor...
    Çok sevdim işte, bir gün bu kadar mutlu olur isem çaaaat diye yapıştıracağım bu lafı, tabii ki sayfa sonunda referans göstererek :)

Valla yazacaklarım bu kadar, bir yere bağlayayım dedim olmadı, blogumun çıkış amacı da moda olduğuna göre şu güzel fotoğraflarla kendimi başbaşa bırakayım.


                          
                          
                         
                          



8 Mayıs 2012 Salı

Seyfi Teoman...

Yine nedenler uçuşuyor beynimde, neden neden neden?!


Seyfi Teoman'ı kaybettik... Doğum günü olan 16 nisanda geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanmıştı, o zamandan beri yaşam mücadelesi veriyordu. 35 yaşına basmıştı...


Mekanın cennet olsun güzel insan, eserlerinle hatırlanacak hiç unutulmayacaksın...