7 Ocak 2013 Pazartesi

Doktor Ablam'ın Dr. Martens'leri

    Her şeye baş kaldıran bir ablam var. Kendimi bildim bileli bu böyle. Hepimizin mahkumu olduğumuz düzene uymamak için elinden geleni yapan ki bunu bir şey yapmış olmak için değili içinden böyle geldiği için bir abla.

"Neden diğer ablalar gibi bir ablam yok?!" diye kendime sormayı çoktan bıraktım. Normal ablalar kız kardeşleriyle kuaföre gider, alışverişe gider ne bileyim kızsal aktivitelerin dibine vurur. Biz hiç böyle olamadık, benim normal olamamamdan mı yoksa ablamın ki mi bilemiyorum ya da ikimizin anormalliliği birleşince ciddi bir voltran oluşturuyor :)

    Ben hep kitleleri takip ettim; Timberland modaysa Timberland, George Hogg modaysa George Hogg giydim. Ama ablam hiçbir zaman Kızılay'cı olmadı. Korkunç gözüken postallar giydi, anlam veremediğim tarzda t-shirtler...

Şimdilerde herkeste olanı sevememe günlerim geldi. Ablama benzemeye başlıyorum sanırım. Hayatta almam, hayatta giymem dediğim Dr.Martens'ler bile hoşuma gidiyor, alsam mı diye gidip geliyorum.



A. Sauvage'ın Dr. Martens ile ortaklaşa projesi sonucu bu kısa film ortaya çıkmış. Ben sevdim sen de sev abla :)


Zayıflatan Koku

Yemek yemeği hep sevdim.
Yemek yemekten mutlu olanlardanım ya da mutluluğu yemekte arayanlardan...
Yemek derken sadece sağlıklı besinlerden bahsetmiyorum; en sevdiklerim listemin kraliçesi tabii ki çikolata ve türevleri... Çikolatada sınırım yok beni bir çikolatacıya bıraksalar ve bir gece buradasın Mayni takıl kafana göre deseler kaç kilo çikolata tüketebileceğim konusunda kendimle ilgili yerini korkuya bırakabilecek endişelerim var.

    Ablamın güzel bir sözü var (aslında ona ait değil o da bi yerden duymuş ama olsun ben ondan duyduğum için onun sözü gibi algılamak istiyorum): "Ya yicen, ya giycen." Ben hep yiyen tarafta oldum. Benimle birlikte ailem de, arkadaşlarım da...

    Bugün sabah kahve almaya Starbucks'a gittiğimde ayaküstü gazeteye baktım. Eda Taşpınar yılbaşı öncesi tatillerinde beş kilo almış bu sebeple Bebek'te sabah akşam deli danalar gibi koşuyormuş. (Gazetede deli dana yazmıyordu, Eda Taşpınar'ın hırsını kıskandığım için ona dolaylı yoldan laf soktum.)
İşte bende eksik olan azim ve tutarlılık. Üç gün yürüsem dördüncü gün pes ediyorum ve gerisi gelemiyor. Eda Taşpınar seni de unutmadım inşallah o beş kilodan kurtulamazsın :)

    Bu kadar şeyi neden yazdım değil mi? Zayıflatıcı parfümün üretildiğini öğrendim de ondan. Ünlü Fransız markası Veld's tarafından üretilmiş adı da “Prends-Moi”. Ben küçükken tırnak yemeyelim diye korkunç tadı olan bir oje vardı, bi gün kuzenimde ondan sürmüştüm akşam da pizza yemeğe gitmiştik. Allah'ım pizza yerken çektiğim zulmü anlatmama yetecek kelime yok :)



Parfüm hakkında detaylı bilgiyi net üzerinden araştırarak edinebilirisiniz, fiyatı da 139 TL imiş. Etkili ise denemekte fayda var :)


31 Aralık 2012 Pazartesi

2012 Yıldırdın Beni

    Bu sene wish list yok zaten yazdığım çoğu şeyin olması için ya piyangonun çıkması gerekiyor ya da CEO olmam... Bu sebeple kendimi kandırmıyorum 2013'de daha gerçekti olacağım daha az hayalperest.


Bu sene tek bir şey diliyorum, 2012'yi hayatımın en kötü senesi olarak tarihin tozlu raflarına bırakayım, bundan sonrası benim için güzel olsun. Sadece bunu diliyorum anlıyorsun değil mi?




2012'nin en harika videosuyla bu yılı uğurlayalım, herkese bu videoda evlenme teklifi alan kızın videoyu izliyorkenki hali gibi kıpır kıpır, musmutlu ve de içten bir yıl dilerim.

Yeni yıl umutlarla gel...



25 Aralık 2012 Salı

Nişantaşı Kurşun Askerlerle Yeni Yıla Hazır

    Kurşun Asker masalını her anımsadığımda içim burkulur. Gözümün önüne hep Kurşun Asker eriyorken gözlerini prensesten alamaması gelir. "Kurşun Asker korkunç bir sıcaklık hisseder ama bu sıcaklığın alevlerden mi yoksa aşktan mı olduğunu anlayamaz." 

Yahu böyle çocuk masalı mı olur? Bak şimdi aklıma ben ortaokula gidiyorken yayınlanan "Böyle mi Olacaktı?" dizisi geldi, bu dizide de maşallah kızların başına gelmeyen kalmıyordu.
Neyse ben konuma geri döneyim, Kurşun Asker masalını hala bilmeyen var ise bir zahmet bir okusun sonu oldukça acıklı bitse de "İşte Sevginin Gücü" dedirtiyor. Yalnız yetkililere sesleniyorum, masal dediğin mutlu sonla bitmeli daha 3-4 yaşlarımda beni neden kederlendiriyorsunuz?







Kurşun Asker'in yeni yıl ile olan bağlantısını hala çözememiş olsam bile yüzü gülen Kurşun Askerler için sevindim, bulundukları mekan güzel, geleni geçeni çok, kutu içinde alt alta üst üste durmaktansa Nişantaşı'nda takılsınlar :)



Nişantaşı her yeni yıl geldiğinde merakla bu yıl acaba neler olacak diye beklediğim tek yer, Avrupa'da bile bu kadar itinayla süslenen başka yer var mıdır  bilemiyorum ama Mustafa Sarıgül bu işi iyi biliyor.

23 Aralık 2012 Pazar

Güle Güle Selülozik Newsweek

    Okunmuş gazeteyi okumayı sevmiyorum. İkiye katlı gazeteyi ellerime alıp, kat yerinden açıp o potluğu sallayıp düzleştirmek bile hoşuma gidiyor (Betimlememi beğenmediyseniz/anlamadıysanız okunmamış bir gazete alıp bu süreci yaşayabilirsiniz). 

İnternetten gazete okumayı da sevmiyorum. Özellikle köşe yazısı okuyamıyorum. Köşe yazısı dergide, gazetede okunur bilgisayardan okunmaz, okunmamalı. Bu sebepledir ki Newsweek'in 2012 sonu itibarıyla artık basılmayacak olmasına üzüldüm. Bu yayıncılık açısından milat olacaktır.

Selüloz kaynaklarının gitgide azaldığı yani ağaçların da azalacağı bu sebeple kağıdın lüks tüketime gireceği efsanesi yayılıyorken Newsweek'in bu hamlesi "demek ki var bir şeyler" dedirtti.

Newsweek'in açıklamasına göre derginin reklam gelirlerinin azalması ve okuyucu kitlesinin bilgisayara ve mobile yönlenmesi bu kararı almalarına neden olmuş.


    Bir devrin daha sonu diyelim, Newsweek 80 yıllık selülozla olan ilişkisini bitiriyor. Son sayısının kapağında #lastprintissue hastag'iyle güzel bir sonun başlangıcı yapmışlar.


21 Aralık 2012 Cuma

Vakko Köşkü 2013

    Çocukluğu Bağdat Caddesi'nde geçen herkes için yeni yılın gelişi Vakko Köşkü'yle belli olur. Her sene süsü, ışıltısı, suni karı eksik olmaz. Blogumda da üçünçü kez Vakko Köşkü'nün yeni yıl fotoğraflarını koymuş olacağım ve bir kez daha zamanın su gibi akıp geçtiğini fark edip hüzünleneceğim.

Geçen sene de söylemiştim, Vakko ekibi köşkün balkonuna kamera yerleştirse Köşk önünde fotoğraf çektirenleri kaydetse ve sonra yeni yılda bunu barkovizyonda yayınlasa bence çok konuşulur. Bunun maliyetinin de Vakko için çok fazla sorun teşkil edeceğini sanmıyorum diyeceğim ama süsleme geçen seneden pek de farklı değildi. Bu sene pek masraf etmeyelim ne yapsak zaten en iyisi oluyor mantığıyla kendilerini tekrarlamışlar. Yapacak bir şey yok idare edeceğiz işte :)







11 Aralık 2012 Salı

Elimde çok fazla pişmanlık var, isteyen?

Benim upuzun bir pişmanlık listem var.
Daha kullanılmamış tuvalet kağıdı rulosu kadar kalın. 
Geri dönüşü olmayan, zamanı geçmiş pişmanlıklar.
Pişmanlık öyle bir şey ki geçiyor, gidiyor sanıyorsun ama içine mıhlanıyor.
Birçok şey için çok pişmanım, keşkeler'den nefret ediyorum.
Listem sadece kabarıyor ben sadece uzaktan, yarı açık gözlerimle izliyorum...

Kamusal pişmanlıklarımın top 3 listesi:

Çocukluktan kalma en büyük pişmanlığım Barış Manço... Adam Olacak Çocuk'a neden gitmedim, neden O'na sıkıca bir sarılmadım, neden hadi hediyelerinizi alın dediğinde hızlıca koşup en kocaman paketi kapmadım...

Sonra Lefter... Dede kavramına hakim olamayanlar için futbolcudan çok öte olmuş Ordinaryus... Ben nasıl gidip bir kez sarılamadım, bir fotoğraf çektirmedim... 

Şimdilerdeyse İnci Pastanesi... Daha on, on beş gün önce yolum Taksim'e düştüğünde İnci'nin önünden geçerken "Hadi bi profiterol patlatayım" diye içeri yönelirken "Saat geç oldu ya trafiğe kalmadan karşıya geçeyim." dedikten sonra kapının eşiğinden döndüğüm yer.
Keşke yeseymişim, keşke profiterolümün fotoğrafını çekip twitter'a, sağa sola yükleseymişim. Keşke cebime bir anı daha atsaymışım.

                                 

Hayat çok kısa, ertelemek konusunda profesörlük mertebesine erişmiş biri olarak arada böyle geliyorlar işte daralıyorum, bunalıyorum.

Unutmamam gereken şu: Hayat sadece kurulmuş saati erteleyince güzel.