11 Ekim 2016 Salı

Hafta Sonu için Hızlandırılmış Kopenhag Rehberi

     Kış, Kuzey Avrupa ülkelerini iyice etkisi altına almadan bu sonbaharda görmek istediğimiz şehirler listesinin başında Kopenhag vardı. Dersimizi çalıştık, gezmemiz görmemiz gereken her yeri not ettik, ve hazırız!

Kopenhag'da gördüğüm, gezdiğim ve yediğim şeyleri paylaşmadan başka bir konuya değinmek istiyorum. Kopenhag o kadar düzenli bir şehir ki her yer birbirine bağlı ve ulaşım konusunda sıkıntı yaşamak imkansız. Bu sebeple önerilen çoğu yeri elinizle koymuş gibi bulabilirsiniz. Fakat restoran ve kafeler konusunda Türk bloggerlar'a bir çift lafım var: Arkadaşlar siz İstanbul'da n'apıyorsunuz, yurt dışına gidince en dandik kafeyi bile yere göğe sığdıramamayı nasıl başarıyorsunuz?

    Mutlaka şurada kahve içmelisiniz, yok buranın kruvasanı muhteşem denilen tüm tavsiyelere güvenip hepsini not etmiştim, sonuç yüzde seksene yakını hayalkırıklığı. Şansımıza otelimiz, Kopenhag'ın Karaköy'ü olan Vesterbro'daydı ve not aldığımız çoğu mekan bizim mahallemizdeydi. Mesela bir blogger, Kaffe adlı kafede mutlaka kahve içmemiz gerektiğini böyle bir kahve olmadığını ve ortamın inanılmaz zevkle dizayn edildiğini yazmış. Kaffe adlı mekan için Kadıköy'den bir kafe ile karşılaştırmamız gerekirse Çekirdek ya da Eywa olabilir. O kadar düz bir mekan ve kahvesi ortalama altı. Tavsiye ederken lütfen biraz gerçekçi olun artık hepimiz geziyoruz ve Amerika keşfedileli epey zaman oldu.


Otelimiz Kopenhag'ın Karaköy'ü olduğu bölgede derken oldukça samimiydim :D

           Bir de Kopenhag'a kırgınım, kırgınım çünkü aşırı pahalı bir şehir! İki kişi kahvaltı yapıyorsunuz ve 250 DKK tutuyor minimum. Kahvaltı derken atıştırmalıktan bahsediyorum, iki kruvasan, iki kremalı çörek (adını unuttum) ve iki Amerikano. 250'yi uzatırken resmen isyan edesim, hayır saçmalamayın İtalya'da bu kahvaltı en fazla 15 Euro eder demek geliyor ama olmuyor işte... Sabah kahvaltısı böyleyken akşam yemeği piyasasından bahsetmek bile istemiyorum. 
(Halifax adında bir hamburgerci var, lütfen ama lütfen gidin, böyle bir lezzet yok, yerken kendimi o kadar kaptırmışım ki fotoğraf bile çekememişim.)

Granola da not aldığım mekanlardan biriydi. Fransız tostu inanılmaz başarılıymış, peki dedik o olsun hadi. Amerikano ve Fransız tostu (ki bir dilim) toplam 100 DKK tutuyor. Valla ben de aynısını evde yapabiliyorum bazen mutluluğu çok uzakta aramamak gerek.


Granola kahvaltı ya da akşam yemeği için tercih edebileceğiniz bir mekan. 
Birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi muhteşem bir kahvaltı kültürleri olmadığı için Kopenhag'ın Starbucks'ı olan Lagkagehuset kahvaltı ve kahve için tercih edebilirsiniz. Kopenhag'ın her yerinde mevcut.


Istadgade Caddesi boyunca yer alan kafelerde de kruvasan başta olmak üzere kremalı olan kendilerine özgü tatlı çörekleriyle de kahvaltınızı yapabilirsiniz.
Kopenhag'ı Google'layınca ilk karşımıza çıkan renkli binalar yani Nyhavn bölgesine gitmek için bisikletlerimize atlıyoruz. Kaldığınız otel ya da hostelden rahatlıkla günlük 100 DKK'ya kiralayabilirsiniz. En ucuz şekilde ulaşımı böyle sağlayabilirsiniz hem de kendinizi Kopenhaglı gibi hissedebilirsiniz tabii iyi bir sürücüyseniz.


Nyhavn'da kanal turu da yapılabilir, biz de yaptık görmediğimiz yer kalmasın diye.
Nyhavn'da instagram için fotoğraflarımızı çektikten sonra Stroget Caddesi'nde kısa bir tur attık. Stroget uzun ve ferah sokaklarıyla bizim eski Bağdat Caddesi. Eski diyorum çünkü şimdilerde Bağdat Caddesi'nin hali içler acısı.

Şimdi tekrar bisikletlerimize atlıyoruz ve en  çok merak ettiğim yere doğru pedalları çeviriyoruz: Christiania! Christiania'ya yaklaştığınızı tabii ki 400'e yakın basamağı çıkarak en tepede Hz. İsa'nın olduğuna inanılan Church of Our Saviour'u görünce anlıyorsunuz. Daha sonra biraz daha pedallara kuvvet diyerek Christiania'ya varıyoruz. 


Christiania'da birçok ünlü graffiti sanatçısının işlerini de görmek mümkün.
        Aslında Christiania için söylenecek tüm sözlere, fikirlere ve inanışlara Google amca vasıtasıyla ulaşabilirsiniz. Üşengeçler için özetlemem gerekirse, 1971 yılında bir grup hippi tarafından eski bir askeri bölge işgal ediliyor ve burada kendi yaşam alanlarını yaratıyorlar. Ve buraya serbest yaşam bölgesi olarak ilan ediyorlar. Devletten yardım almıyorlar ve kendi içlerinde bir düzenleri var. Christiania'ya girince önce bunu çok hissedemiyorsunuz çünkü standların ve büfelerin olduğu bu kısımlar oldukça turistik. Fakat arkalara doğru ilerledikçe gerçekten burada başka bir hayatın-yaşayışın hüküm sürdüğünü anlıyorsunuz. Ot mot konularına hiç girmeyeceğim, tabii ki herkes bu amaçla orada bulunmuyor. Biz yerel biralarını çok merak ediyorduk, patates kızartmaları da inanın harikaydı, deneyin derim. 

Christiania'da yapılabilecek en güzel aktivite çimlere yayılıp
kendi biralarının tadını çıkarmak.

          Kopenhag'da bu iki güne o kadar çok şey sığdırdık ki ben yazmaktan sıkıldım -şimdilik. Hatta sadece Kopenhag değil yarım günlük Malmö maceramız da var. Kopenhag'a kadar gitmişken tabii ki Öresund Köprüsü'nden geçip İsveç'e ayak bastık. Malmö mutlaka görülmesi gereken bir yer olmasa da Holland adındaki en eski pastanesine gidip o muhteşem tatlıların tadına bakmalısını!


Passion Fruit'li cheesecake ile açılışı yapmanızı tavsiye ediyorum :P

İlerde yazıma diğer deneyimleri de eklemek hedefindeyim, söz. 
Dediğim gibi eğer bisiklete binmekten keyif alıyorsanız Kopenhag'ı baştan başa gezmek, yemek içmek ve cozutmak için yeterince vaktiniz oluyor :)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder